
ON YILDIR HABER YOK RÜZGÂRDAN
Biliyorduk koşar adım çocukları yoktu ülkemizin
Yoktu aptalları delileri ya da fahişeleri
Biraz canlı hücre kuru hezeran
Ara sıra ay uğrardı soframıza ara sıra ezan
Biliyorduk koşar adım çocukları yoktu ülkemizin
Yoktu aptalları delileri ya da fahişeleri
Biraz canlı hücre kuru hezeran
Ara sıra ay uğrardı soframıza ara sıra ezan
Sözcüklerim esas duruşta sivil
Hâkim abi esastan küsülmek üzere
Şiire yaslanmışım onu görüşecek
Bulutlara üflemişim uzakları
Diktatörün biri yoldan geçer diyerek
deniz bitti ipi eskitti mermer
gösterişli cesetler bıraktı
geride zihni körelmiş tohumlar
dilimde tercümeye muhtaç sözcükler
Yeşil bir kadın gördüm
Gözleri cam kenarı
Koridor koridor kovaladım renklerini
Tuvalim yok aklımı bulutlara sürdüm
Silip süpürdüm toyluğun tüm cenklerini
savrulduğumuz şarampol
yukarılarda bir yerde olmalı,
işte parlıyor orada yırtık bariyerler
yoldan çıktı bu birliktelik
gece saat bir otuz
terasa çıktım gülleri kesip budadım
birini kızıma verdim birini annesine
birini -kesmediğim- kendime
kendime ve hayallerime verdim
bu şehri kapımın önüne kim bıraktı yine?
uzanmış yatıyor pörsümüş memeleriyle
çöpçüler dürtüklemiş olmalı onu yeni güne
kaldırımda uzanmış boylu boyunca öylece
gözlerini açmış olsa da hâlâ mahmur sere serpe
bu şehri kapımın önüne kim bıraktı yine?
Akşama karla dolan beyazlık
Bilir
Sokak lambalarının eskiyen gerçeğini
İnce serzeniş
Düştüğü yere sorular bırakır
Yaşama katlanmanın ağırlığı
Uzun kışlar getirir
Kar
Saatlerce denizi izleyen kadın geliyordu aklıma
Nezaketli bir bakışın da öfkenin de bir rengi vardır, demişti.
Hızla bir araya gelip ayrılan kuş sürüleri
Üzerimizden geçerken
Kederli bir serüvene dönen hayatı hakkında konuşmuştuk
Onlara kuşların asla ölmediğini,
Bir daha dönmemek üzere uçup
Gittiklerini söyleyin, demişti.
dört zamanlı bir motor
şu benim öksüz yüreğim
kontak anahtarı kayıp
homurdanır durur kaportamın altında:
pat-a pata pat-a pata pat-a pata…
Durgun su yalnızlığı
Birikmiş günlerden akamadığım
Çatlayan dudaklarında toprağın
Dara çekilmişim